KALKINMA SONRASI KOLEKTİF BİR EKO-ESTETiK ARAYIŞ
ANARRES


Anarres, compost.ist kolektifi tarafından geliştirilen; sürdürülebilir özerklik, kolektif üretim ve dönüşüm etiği üzerine kurulu bir sergi ve üretim projesidir. Proje, ismini Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler romanındaki Anarres gezegeninden alır; ütopyacı bir gelecek tasarımı sunmakyerine, bugünün koşulları içinde dönüşüm odaklı yaşama ve üretme biçimlerini araştırır.
Projenin odağında, biyo-malzeme temelli ve modüler bir barınak yapısı olan CompostPod yer alır. CompostPod, barınmayı yalnızca fiziksel bir ihtiyaç olarak değil; insan, doğa ve toplum arasındaki ilişkilerin yeniden kurulabileceği kolektif bir zemin olarak ele alır. Yapı, ağırlıklı olarak(%70) keten, kenevir ve nişasta bazlı biyokompozit panellerden oluşur; taşıyıcı ve bağlantıelemanlarında sınırlı ölçüde geri dönüştürülmüş metal ve ikincil malzemeler kullanılır.
CompostPod’un üretim süreci, kadın kooperatifleri ve yerel atölyelerin katılımıyla yürütülür. Tüm üretim aşamaları açık erişimli olarak paylaşılır; böylece bilgi, özel mülkiyet alanından çıkarılarak müşterek bir öğrenme ve üretim pratiğine dönüştürülür. Bu yaklaşım, yalnızca malzeme dönüşümünü değil, emeğin kolektif biçimlerini de görünür kılar.
Sergi kurgusunda CompostPod merkezde konumlanır; etrafında kolektif üyelerin bireysel üretimleri, süreç belgeleri ve atölye çıktıları yer alır. Bu yapı, sergiyi salt bir izleme deneyimi olmaktan çıkararak araştırma, öğrenme ve üretimin iç içe geçtiği açık bir ortam hâline getirir.
Anarres, sanat, mimarlık ve zanaat alanlarını buluşturan; kadın emeğini, yerel üretimi ve açık bilgi paylaşımını bir arada düşünen kolektif bir üretim modeli önerir.
KAVRAMSAL ÇERÇEVE
I. Kalkınma İdeolojisinin Eleştirisi
Anarres, kalkınmayı tarafsız bir ilerleme modeli olarak değil; yaşam biçimlerini, mekânsal örgütlenmeleri ve toplumsal ilişkileri belirleyen bir iktidar düzeni olarak ele alır. Proje, kalkınma eleştirisi literatüründen beslenerek, büyüme odaklı üretim ve barınma modellerinin yarattığı ekolojik ve toplumsal kırılmaları sorgular. Bu bağlamda dayanıklılık, müşterek yaşam ve kolektif üretim, alternatif düşünme ve pratik alanlarıolarak öne çıkar.
II. Sürdürülebilir Özerklik
Anarres’te sürdürülebilir özerklik, bireysel izolasyon anlamına gelmez; yerel bilgiye, karşılıklı bağımlılıklara ve kolektif üretim biçimlerine dayalı bir ilişkisellik önerir. Proje, ekolojik meseleleri doğa, toplum ve düşünsel süreçlerin birlikte ele alındığı bütüncül bir çerçevede değerlendirir. Bu yaklaşım, doğayla kurulan ilişkiyi bir kaynak kullanımı değil, ortak bir yaşam zemini olarak yeniden tanımlar.
III. CompostPod: Mekânsal Bir Araştırma Aracı
CompostPod, barınmayı yalnızca fiziksel bir ihtiyaç olarak değil; toplumsal, politik ve estetik ilişkilerin yeniden kurulabildiği bir araştırma alanı olarak ele alır. Modüler ve biyomalzeme temelli yapısı, yerel üretim ve geri dönüşüm pratiklerini görünür kılar. CompostPod bu yönüyle tamamlanmış bir mimari nesne değil, birlikte yaşama ve üretme biçimlerinin test edildiği mekânsal bir araçtır.
IV. Tematik Kesişimler
Sergi, insan-merkezli yaklaşımları sorgulayan bir dizi tematik kesişim üzerinden ilerler. Bireysel üretimler ve süreç belgeleri; dijital atıkların çevresel etkileri, görünmez emek biçimleri ve malzemelerin taşıdığı ekolojik ve tarihsel bellekle ilişki kurar. Kırılgan formlar ile dirençli yapılar arasındaki gerilim, estetik bir ifade olduğu kadar politik bir duruş olarak ele alınır.
V. Estetik Strateji Olarak Politika
Anarres, sanatı temsil üretmenin ötesinde, dönüştürücü bir süreç olarak konumlandırır. Sanatçı burada çözüm sunan bir figür değil; dönüşümün parçası olan bir aktördür. Proje, hız ve piyasa odaklı üretim modellerine karşı, yavaşlık, süreklilik ve birlikte düşünme pratiklerini benimser. Bu yaklaşım, estetik tercihler ile politik tutumun birbirinden ayrılmadığı bir üretim anlayışını temel alır.
VI. Anarres
Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler romanındaki Anarres gezegeni, kusursuz bir ütopya değil; çelişkileriyle birlikte var olan alternatif bir yaşam olasılığıdır. Proje bu ismi, ideal bir gelecek tasarımı olarak değil, bugünün koşulları içinde başka türlü yaşama ve üretme ihtimalini düşünmek için benimser.

SERGİ YAPISI VE BİLEŞENLERİ
Kolektif Yerleştirme: CompostPod
CompostPod, yerel üretim ve geri dönüşüm odaklı bir biyoyapı prototipi olarak tasarlanmıştır. Modüler yapısı sayesinde geçici barınma ihtiyacına yönelik, kolektif üretime ve açık paylaşım ilkesine dayanan bir model sunar.
Yapının mekânsal kurgusu, geleneksel yurt tipolojisinin yeniden yorumlanmasına dayanır ve altıgen (hexagon) birimlerden oluşur. Bu form, biyotaklit ilkeleri doğrultusunda, malzeme ve taşıyıcı verimliliği yüksek hücresel yapılardan esinlenerek geliştirilmiştir. Altıgen modül, yüzey alanını optimize ederken yapısal dayanımı artırarak hafif ve dirençli bir sistem oluşturur. Modüler sistem, birimlerin sökülüp yeniden düzenlenmesine ve gerektiğinde değiştirilmesine olanak tanır.
CompostPod, her bir modülün bağımsız çalışabildiği ancak bütüne bağlı olarak işlediği kolektif bir yapı organizasyonu önerir. Bu yaklaşım, barınmayı tekil bir nesne olmaktan çıkararak birlikte yaşam ve üretim ilişkilerinin kurulabildiği bir zemin olarak ele alır.
Yapının ana bileşenleri, ağırlıklı olarak (%70) keten, kenevir ve nişasta bazlı biyokompozit panellerden oluşur; taşıyıcı ve bağlantı elemanlarında sınırlı ölçüde geri kazanılmış alüminyum profiller ve ikincil malzemeler kullanılır. Bu hibrit sistem, yapısal dayanıklılık ile biyolojik dönüştürülebilirliği birlikte gözetir.
Üretim süreci, kadın kooperatifleri ve yerel üretici ağlarıyla iş birliği içinde yürütülür. Bu sayede CompostPod, yalnızca fiziksel bir yapı değil; yerel bilgi ve emeğin aktarıldığı, kolektif üretime dayalı bir zemin olarak kurgulanır.
MALZEME VE YÖNTEM
Kullanılan Biyomalzemeler
CompostPod’un taşıyıcı sistemi, geri kazanılmış alüminyum profillerden oluşur. Kaplama ve yüzey elemanlarında ise bitkisel bazlı biyokompozit paneller kullanılır. Bu paneller, ağırlıklı olarak keten ve kenevir lifleri ile nişasta türevli bağlayıcılardan üretilir. Seçilen malzeme bileşimi, yapısal dayanıklılık ile biyolojik dönüştürülebilirliği birlikte gözetir. Malzeme seçimi, doğrusal üretim modelleri yerine, doğanın döngüsel işleyişiyle uyumlu bir üretim anlayışına dayanır. Bu yaklaşım, yapının kullanım ömrü boyunca olduğu kadar, söküm ve yeniden kullanım süreçlerinde de geçerlidir.
Geri Dönüşüm ve Yeniden Kullanım Yaklaşımı
CompostPod’un tüm bileşenleri, sökülebilir, yeniden kullanılabilir veya geri dönüştürülebilir olacak şekilde tasarlanmıştır. Taşıyıcı ve bağlantı elemanlarında geri kazanılmış metaller; yüzey ve dolgu elemanlarında ise atık tekstil (kot kumaşlar), ikincil malzemeler ve yeniden işlenmiş paneller kullanılır. Bu yaklaşım, atık malzemeyi yalnızca bir kaynak olarak değil, üretim sürecinin aktif bir bileşeni olarak ele alır. Malzemelerin önceki kullanım izleri, estetik ve yapısal kararların bir parçası hâline gelir.
Yerel Üretim Süreçleri
CompostPod’un üretimi, kadın kooperatifleri, yerel zanaatkârlar ve topluluk temelli atölyelerle iş birliği içinde yürütülür. Bu süreç, küresel tedarik zincirlerine bağımlı üretim modellerine alternatif olarak, yerel malzeme bilgisi, emek ve üretim pratiklerini merkeze alır.Her üretim birimi, bulunduğu coğrafyanın malzeme olanakları, iklim koşulları ve üretim kültürüne uyum sağlayacak şekilde geliştirilir. Bu sayede CompostPod, çoğaltılabilir bir sistem sunarken, her bağlamda farklılaşabilen ve yerelleşebilen bir yapı modeli önerir.
Açık Kaynak Tasarım Yaklaşımı
CompostPod’un tasarım ve üretim süreci açık erişimli olarak paylaşılır. Bu yaklaşım, bilgiyi özel mülkiyet alanından çıkararak, müşterek bir öğrenme ve üretim alanına dönüştürmeyi hedefler. Açık kaynak mimari ilkeleri doğrultusunda, yapının çoğaltılması, uyarlanması ve geliştirilmesi kolektif katkıya açıktır. Bu bağlamda barınma, yalnızca fiziksel bir yapı olarak değil; bilgi, deneyim ve üretim süreçlerinin paylaşıldığı müşterek bir pratik olarak ele alınır.



COMPOST.IST COLLECTIVE SANATCILARI BIREYSEL ISLER
DOSYA: NORMALLEŞTİRME PROTOKOLLERİ
İş, ilk bakışta bir sergi düzenini andırır: camlı bir vitrin, bir dosya dolabı, üç kutu ve küçük parçalar. Ancak
bu düzen bir temsilden çok, işleyen bir mekanizmadır.
“Normal” olanı üretmek için kullanılan gündelik
ama etkili bir süreci — normalleştirmeyi — yeniden kurar.
Vitrin, numuneleri birer kanıt gibi muhafaza eder. Her parça; kaynak, işlem, risk ve statü alanlarıyla
kodlanmıştır. Etiket dili soğuk ve sistematiktir: UYGUN, UYGUN DEĞİL, BELİRSİZ. Bu dil yalnızca
sınıflandırmaz; nesnenin nasıl algılanacağını da belirler. Emek, iz, geçmiş ve kusur; kayıtlarda eksiltilir,
redakte edilir ya da “belirsiz” olarak işaretlenir.
Yanındaki dosya dolabı, altı klasörden oluşan bir arşiv barındırır: TEMİZLEME, SINIFLANDIRMA,
SERTİFİKALANDIRMA, STANDARDİZASYON, GÖRÜNMEZLEŞTİRME, PAZARLANABİLİRLİK.
İzleyici bu klasörleri açabilir. Formlar, tutanaklar, prosedürler ve sansürlenmiş belgeler aracılığıyla kabul
edilebilirliğin nasıl üretildiği görünür hale gelir: bilgi nasıl saklanır, hangi kelimeler seçilir, hangi kusur
ürünleştirilebilir, neler kayıt dışı bırakılır.
Merkezde bir karar masası yer alır. İzleyici, tek tip üretilmiş token’lardan birini seçer. Üzerlerinde yalnızca
kodlar vardır (T001–T096). Bazılarının arka yüzünde tek bir kelime gizlidir: SU, EMEK, TOPRAK, BARINMA,
ENERJİ, ZAMAN. Bu kelimeler, normalleştirme süreçlerinin çoğu zaman açıkça adlandırılmayan temel
değerlerine işaret eder.
İzleyici ardından üç işlemden birini uygular: PAYLAŞ, SAKLA, DÖNÜŞTÜR.
PAYLAŞ’ta token görünür bir tepside birikir; ortak bir stok gibi büyür.
SAKLA’da token dar bir yarıktan içeri düşer; erişim dışına çıkar, kaybolur.
DÖNÜŞTÜR’de token kırılmaz; iki parçaya ayrılır ve mıknatısla yeniden birleştirilir. Parçalar hizası
bozulmuş halde birleşir. Şiddet yoktur; ancak biçim değişmiştir. Dönüşüm, burada kayıpsız bir vaat değil,
müdahale edilmiş bir sonuçtur.
İş, izleyiciyi tarafsız bir gözlemci olarak değil, kararların parçası olarak konumlandırır. Her seçim bir kayıt
üretir; her token görünürlüğe, gizliliğe ya da biçimsel bir müdahaleye teslim edilir.
“Normal” olan, burada
kendiliğinden oluşan bir durum değil; belgeler, prosedürler, etiketler ve küçük kararlar aracılığıyla
üretilen bir sonuçtur.
GÖNÜL NUHOĞLU
Malzeme bir temsil aracı değil, üretimi kuran ilişkisel bir dildir.


THE LAST GREEN LIGHT
Bu çalışma, kent bağlamında doğanın temsilinin nasıl soyutlaştığını ve yer değiştirdiğini inceler. Şehirde “yeşil”, artık ağaç, toprak ya da ekosistemle değil; yönlendirme, hız ve akışla ilişkilendirilir. Yeşil ışık, yaşamın rengi olmaktan çıkarak ilerleme ideolojisinin işlevsel bir göstergesine dönüşür.
Yerleştirmede tek bir trafik lambası bulunur. Ancak bu lambada yeşil ışık yanmaz. Kırmızı ve sarı, kesintisiz biçimde aktiftir; durma ve bekleme hâli süreklilik kazanır. “Geç” komutu askıya alınmıştır. Bu durum, yalnızca fiziksel bir duraksamayı değil, ilerleme fikrinin kesintiye uğradığı kavramsal bir eşiği işaret eder.
Yeşilin yokluğu, doğanın tamamen ortadan kalktığını değil; anlamının yerinden edildiğini gösterir. Doğa, burada birlikte var olunacak bir alan olarak değil, aşılması gereken bir eşik olarak belirir. “Yeşil”, sürdürülebilirlik söylemi içinde, kalkınma ve büyüme mantığına hizmet eden bir işarete dönüşür.
Çalışma, doğanın bu sembolik kaymasını görünür kılar: hız, verimlilik ve süreklilik talebi sürerken, doğa düzenin dışına itilmiştir.
Nature is out of order.


Bu iş, mekânda zeminden tavana uzanan tekil bir kütle olarak durur. Tamamlanmış bir nesne değil, ilişkiler yoluyla sürekli biçimlenen bir yapıdır.
Dış yüzeyi, basınç altında birikmiş ve yer yer kaymış
katmanlardan oluşur. Bu katmanlar düzenli bir stratigrafi sunmaz;
yırtılan, tutunan ve yeniden bağlanan yüzeyler, formun nasıl
üretildiğini açık eder.
Yapının içi görünmezdir; ancak merkezsiz bir ağ olarak varlığını
hissettirir. Bu ağ, tek bir kökene ya da hiyerarşiye dayanmaz. Temaslar, çakışmalar ve süreklilikler üzerinden genişler. Misel ya da kök sistemleri gibi, taşıyıcılığıni merkezden değil ilişkilerden alır.
Katmanların içine gömülü kurumuş organik izler — lif, kabuk, posa
— geçmişe ait kalıntılar olarak değil, süren bir dönüşümün aktif
bileşenleri olarak işlev görür. Bu izler temsil etmez; yapının oluşumuna maddi olarak katılır.
Bu heykelde kinship bir tema değil, bir yöntemdir. Birlikte var olma,
aşınma ve dönüşüm aynı bedende gerçekleşir. Kompost burada bir
benzetme olarak değil, üretimin kendisi olarak işler: farklı malzemeler
ve farklı zamanlar çarpışır, birbirini değiştirir ve geçici bir denge üretir.
İzleyicinin karşısında duran şey bir kolon değil, kolon fikrinin içten
çözülmesidir. Taşıyıcı olan form değil, ilişkilerin sürekliliğidir. Yapı
ayakta durur; çünkü merkezsizdir.
TAŞIYICI OLAN
Kinship as Method


Bu video çalışması, Anarres projesinin barınma, beden ve yük kavramları etrafında geliştirdiği eleştirel çerçevenin zamansal bir ifadesi olarak kurgulanır. Figürlerin ileri doğru yürüyüp aynı noktaya geri dönmesi, ilerlemeyi doğrusal bir hareket olarak değil, tekrar eden ve kendi üzerine kapanan bir döngü olarak ele alır.
Hareket, bir hedefe ulaşma hissi üretmez. Aksine, sürekli yinelenen adımlar, kalkınma ve ilerleme anlatılarının doğayla ve bedenle kurduğu sorunlu ilişkiyi görünür kılar. Yürüyüş, bir ilerleme vaadi taşımaktan çok, sistemin kendi içinde dönüp durmasını andırır. Bu döngüsellik, ritmik bir geri–ileri hareketle, zamanın askıya alındığı bir hâl yaratır.
Figürler barınağın içinde korunmaz; barınma ilişkisi beden üzerinden kurulur. Kâğıt malzemenin kırılganlığı, bu ilişkinin geçiciliğini ve bedensel maliyetini açığa çıkarır. Barınak, güvenli bir kabuk değil; bedeni sürekli ayarlanmaya zorlayan bir yük alanı olarak belirir.
Video boyunca doğa, ilerlemenin dışında bırakılmış bir arka plan olarak değil; bu döngünün içinde, yıpranan ve yeniden biçimlenen bir süreç olarak düşünülür. Hareketin tekrar etmesi, çözüm sunmaz; aksine, sorunla birlikte kalmayı ve onun içinde düşünmeyi önerir. Barınma, burada sabit bir sonuç değil; bedene yazılan, geçici ve sürekli müzakere hâlindeki bir ilişkidir.
THE CARRIER


DILARA ALTINKEPCE ARSLAN
Ham tekstil materyallerini kadim teknik ve sembollerle işleyerek zamansız bir üretim yaklaşımı benimser.
M o d e r n Ç a ğ G r i f o n u : İ k i D ü n y a A r a s ı n d a
Milattan önceki dönemlerden bu yana, dünyanın farklı bölgelerinde birden fazla hayvanın özellikleri bir araya getirilerek oluşturulmuş gerçeküstü hayvan imgelerine rastlanmaktadır. Yakın Doğu, Akdeniz, Orta Asya, Mısır,Hint altkıtası, İran–Pers coğrafyası, Avrupa ve Güney Asya mitolojilerinde yer alan farklı gerçeküstü hayvan imgeleri bulundukları bölgelerinyer alan farklı gerçeküstü hayvan imgeleri bulundukları bölgelerin benimsediği kültürel değerler doğrultusunda farklı biçimlerde temsil edilmiştir.
Orta Asya kültüründe ‘Grifon’ olarak adlandırılan bu imgeler; gök ile
ilişkili kanatlı yırtıcılar ile Yer-su ile ilişkili kara yırtıcılarının
birleşiminden oluşur ve sembolik açıdan koruyucu ve korkutucu
özellikleriyle öne çıkmaktadır. Bu tarihsel çizgi içinde “2000’lerde bir
grifon nasıl bir yapıya bürünürdü?” sorusu, modern çağın bağlamlarıyla
birlikte yeniden ele alınarak çalışmanın çıkış noktasını tanımlamaktadır.
Günümüz dünyasının korkutucu öğeleri, geçmiş mitolojilerin soyut
tehditlerinden farklı olarak yaşamın sürdürülebilirliğini doğrudan
etkileyen kuraklık, radyasyon, cehalet, insani erozyon ve hem maddi hem
manevi düzeyde hızla artan tüketim pratiklerinden oluşmaktadır. Bu
bileşenler, çağın kendi “koruyucu varlık” kavrayışını yeniden
şekillendirmiştir.
Çita, goril, karga, molok ve hamam böceğinin hayatta kalma stratejilerinin
tek bir bedende birleşmesi; gelecekte tanrısallık, direnç ve adaptasyon
kavramlarının hangi biyolojik ve kültürel yapılara dayanabileceğine dair
çok katmanlı bir okuma sunar. Beş hayvanın temsil ettiği hız, insaniyet,
bilgelik, kuraklık ve radyasyon direnci, çağın korkuları ile arzularının
aynı bedende nasıl iç içe geçtiğini göstermektedir.
Kanatların taşıdığı iki yönlü görüntü felaket ve ütopya tahayyüllerinin
eşzamanlılığını ortaya koyar: Sol kanatta kuraklık, çöküş, radyasyon
yoğunluğu ve duyusal aşınma; sağ kanatta ise barış, sevgi ve kolektif
iyileşmeye dair izler yer almaktadır. Bu ikilik, karşıt uçlar yaratmak
yerine aynı varoluş düzleminde yan yana izlenir ve grifonun iki yön
arasında dengeyi koruma ve sınırı gözetme görevini belirginleştirerek
kompozisyonun temel yapısını tanımlar.


ALARM
Mitolojik hafızada, güç, bilgelik ve sezginin melez bedeni olarak yer alan
grifon, çağlar boyunca kutsalın ve bilinmeyenin muhafızı oldu. Antik
uygarlıkların kapılarında bekleyen, göğün otoritesini ve yeryüzünün
direncini simgeleyen bu figür, bugün tarihsel simgeselliğini dijital çağın
araçlarıyla yeniden kuruyor. Küresel krizlerin görünmez titreşimlerine
duyarlı bir alarm formuna bürünerek, geçmişin arketiplerini bugünün
kırılgan ekosistemine taşıyor.
Cehalet, kuraklık, radyasyon, hızlı tüketim ve insani değerlerin erozyonu;
çita, goril, kuzgun, molok ve hamam böceğinin sembolik uzuvlarında
somutlaşıyor. Her hayvan, binlerce yıl öncesinden miras aldığı anlam
katmanlarını, gerçek zamanlı verilerin tetiklediği jestlerle çağdaş dile
tercüme ediyor.
Grifon artık yalnızca mitolojik bir varlık değil; zamanın katmanlarını
büken, entropik çöküşün habercisi ve dayanışma sembolü olarak, insanlığı
uyaran canlı bir alarm olarak var olmaya devam ediyor.


Bozkırda Bir Şaman Köyü
Köyümüzde, soyut ve somut tüm varlıklar birlikte denge ve ahenk içinde yaşar. Bu köyde kan dökülmez; yaşam, toprağın bereketinden doğar, besin toprağın kendisinden gelir. Hayvanlarla yan yana sofraya oturur, toprağın sunduklarını birlikte yeriz. Hiçbir canlı birbirinden üstün değildir. Askerlerimiz vardır, güçlüdürler. Geçmişten gelen kadim bilgiyi taşımak ve korumak için eğitilmişlerdir. Onlar, bilginin ve düzenin koruyucularıdır. Bu köy, derin bir birlikle tanımlanır: insanla doğanın, canlıyla cansızın, geçmişle geleceğin bir arada var olduğu bir bütünlüktür. Bu birlik, yaşama anlam ve süreklilik kazandırır; yalnızca geçmişin değil, geleceğin de rehberidir.


NADIDE ÜSTER
Değişim, dönüşüm ve geçicilik fikrini; malzeme belleğiyle kurulan ilişkiler ağında ve beklenmedik karşılaşmalar üzerinden araştırır.
İsimsiz (Gelincik, Kinetik heykel yerleştirmesi)
Çalışma, Anarres’te tarif edilen hiyerarşisiz varoluş biçimini görme eylemi üzerinden
düşünmeye açar. İnsan ölçeğinde üretilmiş 8-10 adet gelincik heykelinden oluşan
düzenleme, izleyiciyle eş düzlemde bir karşılaşma alanı kurar. Gündelik ölçekte edilgen
kabul edilen bir bitki formunun izleyiciyle aynı boyuta taşınması, bakışın yerleşik konumlarını
mekânsal olarak yeniden düzenler. Heykellerin bir kısmı, izleyicinin mekândaki varlığına
bağlı olarak başlarını harekete doğru çevirir; bu yönelme, bakışın merkezi bir noktada
sabitlenmesini engeller. Tüm heykellerin aynı tepkiyi vermemesi, görme eylemini
öngörülebilir bir örüntü yerine akışkan ve durumsal bir süreç olarak deneyimlenmesini sağlar.
İzleyici, mekân içindeki konumunu sürekli yeniden tanımlar; bakış, bu heykeller arasında
dağılan ve her karşılaşmada yeniden şekillenen bir yönelim halini alır.
Boyut: 165-185 cm arası değişen yükseklik.
malzeme: İnce metal boru gövde (kablo için olanak sağlayabilir boru), farklı menzillerde
hareket sensörü (hepsinde olmayacak), yapraklar metal olmayacak -alternatif malzeme
düşünülecek-


Proje, degrowth düşüncesinin yavaşlama, yerellik ve farkındalık ilkelerini, flâneur’ün kent yürüyüşü pratiğinden yola çıkarak inceler. Baudelaire ve Benjamin’in tanımladığı flâneur, şehirde belirli bir hedefe yönelmeden dolaşan, çevresine dikkatle bakan ve zamanı yavaşlatan bir figürdür. Proje, bu dolaşma biçimini günümüzün hız ve üretkenlik odaklı kent yaşamına karşı bedensel bir yavaşlama pratiği olarak ele alır ve yürümeyi beden ile yerarasındaki deneyimsel bir bağ üzerinden görünür kılmayı hedefler.
Uzun bir zamana yayılan süreç boyunca, İstanbul’un farklı bölgelerinde gerçekleştirilen yürüyüşlerde kaldırım taşları ve diğer yer taşları toplanır. Bu taşlar sergi mekanında aynı zeminde buluşur ve bir enstalasyona dönüşür. Süreç boyunca oluşan bu birikim, kentin çeşitli dokularını açığa çıkaran bir yerleştirme düzeni oluşturur. Taşların ağırlığı, dokusu ve ritmi izleyiciyi bedensel bir farkındalığa çağırır; böylece kentteki yavaşlama, sergi mekânında somut bir deneyime dönüşür. İzleyici bedeniyle yanıt vererek yavaşlar, durur veya ritmi takip eder. Böylece proje; üretim yerine sürece, hız yerine duraksamaya odaklanır ve bunu sanatsal bir pratik olarak araştırır.
İsimsiz (Yer Taşları)


Duvar
“Bir duvar vardı. Önemli görünmüyordu... Yolla kesiştiği yerde bir kapısı yoktu;
orada yerin geometrisine indirgeniyordu: bir çizgiye, bir sınır düşüncesine. Ama
düşünce gerçekti. Önemliydi.
Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda
olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı.”
Ursula K. Le Guin, Mülksüzler, s.12
Yerleştirme, Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler’de fiziksel bir engelden çok düşünsel bir sınır
olarak tarif ettiği duvar imgesinden yola çıkar. Sergi mekânının ortasında, herhangi bir
yapıya eklemlenmeden tek başına duran bu duvar; ayırdığı alanlarla değil, bilinçli
müdahalelerle eksiltilmiş yüzeyiyle okunur.
Duvar, marangoz atölyelerinde üretim sürecinin artığı olan talaşın sıkıştırılmasıyla
oluşturulan modüler birimlerden inşa edilir. Malzemenin bu “toz” hâli, yapıyı kalıcı bir
mülkiyet nesnesi olmaktan uzaklaştırır. Duvarın yüzeyinde açılan oyuklar ve boşluklar,
sanatçının müdahalesiyle sınırın maddesel sürekliliğinin kesintiye uğratıldığı noktalar olarak
ortaya çıkar. Bu “içini boşaltma” eylemi, sınır fikrinin maddesel bütünlüğü zedelenmiş bir yapı
üzerinden nasıl sürdürüldüğünü görünür kılar.
Duvarın eksiltilmesiyle eşzamanlı olarak ortaya çıkan bir iz olan talaş, yerde birikir. Duvar;
artık fiziksel bir engelden çok, müdahaleyle açığa çıkarılmış bir düşünce olarak askıda kalır.


YAGMUR ÇALIS
Figürü, kırılganlık ile dayanıklılık arasında gidip gelen, sürekli değişen bir form olarak ele alırım.”
Barınak genellikle güvenli bir alan olarak düşünülür: Dış tehlikeye karşı bir koruma, bir sınır ve içerisi hissi. Ama barınak yalnızca dışı engelleyen bir yapı değil; bedeni taşıyan, dönüştüren, biçimlendiren bir formdur. Zamanla koruma, bir yüke dönüşebilir. Güvenlik bedende iz bırakır.
Son yıllarda ürettiğim figürlerde bu iz daha belirgin hâle geldi. Yüz, baş ve omuzlarda beliren formlar; dışarıdan eklenmiş değil, bedenin içinden büyüyen yapılardır. Bunlar bir saldırı sonucu dayatılmış gibi değil, taşımaya alışılmış şeyler gibi görünür. İnsan, kendini korumak için inşa ettiği yapıyla birlikte yaşamayı öğrenir. Ama bu yapı, bedeni değiştirir.
Barınağı mimari bir öğe değil, bedensel bir deneyim olarak düşündüğümde; yapı ile figür arasındaki sınır bulanıklaşır. Barınak artık mekân değil, bir ağırlık olur; yüzeye yerleşir, hareketi yönlendirir. İç ve dış arasındaki çizgi silinir. Koruyucu kabuk aynı anda bedeni sınırlayan bir yapıya dönüşür. Bu durum, kırılganlık ile dayanıklılık arasındaki gerilimi görünür kılar.
Bu bağlamda, atık ve enkaz kavramları sadece malzeme değil; hafıza taşıyıcılarıdır. Kullanılmış, yıpranmış, dönüştürülmüş her şey; geçmişin izini bugünün bedenine taşır. Figürlerde büyüyen yapılar bir yük değil, bir tanıklıktır. İnsan neyi seçerek, neyi mecburen taşıdığını her zaman bilemez. Ama beden, bu ayrımı yapmadan taşımaya devam eder.
Kırılgan malzemelerle çalışmam bu yüzden bilinçlidir. Kâğıt, geçiciliğiyle kalıcılık fikrine karşı durur; dayanıklılığı sertlikten değil, uyumdan alır. Bu yapılar tamamlanmış bir son hâl değil; sürecin ortasında duran formlardır. Doğada hiçbir şey bitmez, yalnızca dönüşür.
Beden bu dönüşümün merkezinde değil; onunla birlikte değişen bir taşıyıcıdır. Doğaya hükmeden bir özne değil; onunla aynı kırılgan düzlemde var olur. Bu yüzden barınak, insanı koruyan değil, onu doğanın geri kalanıyla eşitleyen bir yapıdır. Koruma, üstünlük değil; karşılıklı bağlılık üretir.
Barınağın içinde kalan beden sadece güvende değildir; aynı zamanda yük altındadır, biçimlenmiştir, dönüşmüştür. Korumanın bedeli vardır ve bu bedel bedene yazılır. Figürlerimde görünen budur: İnsan, kendisini korumak için inşa ettiği yapıyla birlikte ayakta kalır. Ama o yapı, onu değiştirir.
Barınağın İçinde Kalan


Birlikte Çürüyen Bir Peyzaj
Bu resimlerde peyzaj, doğanın sabit ve dışsal bir arka plan olduğu fikrini reddeder. Figür, bitki, kaya ve zemin; ayrı varlıklar gibi görünseler de aynı dönüşüm alanına aittir. Doğa burada insanın karşısında duran bir manzara değil; insanla birlikte bozulan, yeniden biçimlenen ve süreklilik kazanan bir süreç olarak ele alınır. Peyzaj, izlenilecek bir görüntüden çok, işleyen bir kompost alanı gibi çalışır.
Merkezde yer alan figür bu alanın hâkimi ya da gözlemcisi değildir. Aksine, çevresindeki formlarla aynı kırılganlık düzlemine yerleştirilmiştir. Beden güçlü ve sabit bir duruş sergilemez; bekleyen, taşıyan ve içine kapanmış bir hâl içindedir. İnsan burada ayrıcalıklı bir özne olarak değil, dönüşüm döngüsünün bir bileşeni olarak var olur.
Bitkisel formlar romantize edilmiş bir doğallık sunmaz. Aşırı büyümüş, yoğunlaşmış ve yer yer yabancılaşmış hâlleriyle insan müdahalesiyle değişmiş bir ekosistemi çağrıştırırlar. Bu bozulma bir çöküş anı değil; yeni ilişkilenme biçimlerinin mümkün olduğu üretken bir eşik olarak düşünülür. Doğal olanla yapay olan arasındaki sınırlar bulanıklaşır, peyzaj melez bir yapı kazanır.
Bu çalışmalar bir gelecek ütopyası ya da distopyası sunmaz. Asıl mesele, ne olduğundan çok, bu dönüşüm alanında nasıl birlikte kalındığıdır. Değer, saf ve tamamlanmış olanda değil; dönüşmüş, iz taşıyan ve birlikte var olan olanda ortaya çıkar.


ELVAN ASARKAYA
Saha deneyimlerinden topladığı izleri, malzeme araştırmaları üzerinden arşivsel bir dilde yeniden üretir.
Bu dijital video çalışması, bir figürün cam kenarında sisli gökyüzüne bakarken geçtiği durma hâline odaklanır. Görüntü ilerlemez, anlatı kurulmaz; sadece tekrar eder. Bu tekrar, herhangi bir dramatik yapı kurmaksızın izleyiciyi farkındalık eşiğine getirir.
“Eşik” burada bir geçiş değil, bir askıya alınma durumudur: anlamın henüz biçimlenmediği, zamanın askıya alındığı bir yoğunluk anı. Figürün hareketsizliği, izleyiciye görüntünün durağanlığında bir yoğunluk arama çağrısı yapar.
Halil Cibran’ın Ermiş kitabındaki metafizik geçiş anlatılarından ilhamla, bu çalışma, beklemek ve fark etmek arasındaki ince sınırı araştırır.
Eşik


Bu proje, Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler romanında kurulan gidiş–dönüş, ev ve aidiyet düşüncelerinden yola çıkarak, bu kavramların İstanbul’un güncel kentsel gerçekliği içindeki karşılıklarını araştırır. İstanbul’da süregiden kentsel dönüşüm pratikleri, sürekli büyüme hâli ve deprem gerçeği içinde “ev” kavramının nasıl kırılganlaştığını araştırır. Kent, uzun süredir kesintisiz bir inşaat alanı olarak var olurken, ev fikri kalıcılığını yitirmiş bir haldedir.
İstanbul’un kimliği, artık yalnızca tarihsel katmanlar ya da mekânsal süreklilikle değil; aynı zamanda yıkıntılar, geçici iskeleler ve tamamlanmamış yapılarla tanımlanır. Kentte yaşamak, sürekli bir geçiş hâlinde bulunmak anlamına gelir.
“Genel zaman kuramı eve dönmenin mümkün olduğunu söylüyordu, yeter ki evin şu ana dek hiç bulunmadığınız bir yer olduğunu anlayın.”
Proje, bu belirsizliği ve tekinsizliği doğrudan kentin içinden toplanan malzemelerle görünür kılmayı amaçlar. İstanbul’un farklı bölgelerindeki yıkılmış ya da yıkılmak üzere olan yapılardan toplanan cam parçaları, çalışmanın ana malzemesini oluşturur. Cam, hem evin en kırılgan sınırlarından biri olması hem de şeffaflık, koruma ve keskinlik gibi çelişkili anlamları aynı anda taşıması nedeniyle seçilir.
Yerleştirmenin fiziksel yapısı, bir evin koruyucu kabuğu olmaktan çok, dokunulması zor ve tehditkâr bir yüzey hissi üretir. İzleyici, bu alanda dolaşırken ev fikrinin güven değil, tedirginlik ve geçicilik çağrıştırdığı bir mekânsal deneyimle karşılaşır.
Bazı cam yüzeylerde, belirsiz kaynaklardan toplanmış fotoğraflarla cyanotype baskılar yer alır. Ev, bu noktada bir mülk ya da sabit bir adres değil; hafızada taşınan, ancak hiçbir zaman tam olarak geri dönülemeyen bir yer hâline gelir.
İstanbul’da “gidiş” ve “dönüş” arasındaki çizgi giderek bulanıklaşır; yıkım, çoğu zaman ilerleme olarak sunulur.
“Roman iki yolculuk üzerine kurulu: biri gidiş, diğeri dönüş. Ama aslında ‘gidiş’, eski dünyaya bir ‘dönüş’tür. ‘Dönüş’ ise aslında, farklı bir insan olarak, farklı bir dünyaya ‘ilk kez gidiş’tir.”Ev, sürekli yeniden tanımlanan, her seferinde başka bir hâle bürünen bir geçiş alanına dönüşür.
Deprem tehdidiyle birlikte düşünüldüğünde, büyüme arzusu ile güvenlik arasındaki çelişki daha da belirginleşir. Bu kırılganlık, camın fiziksel doğasında olduğu kadar, kentin psikolojik atmosferinde de hissedilir.
“Bütün olmak parça olmaktır; gerçek yolculuk geri dönüştür.”
Bu alıntı, yerleştirmenin bütününe yön veren temel düşünceyi özetler. Cam parçaları, ne tamamen birleşir ne de bütünüyle dağılır; tıpkı kentteki ev fikri gibi.
Sonuç olarak proje, büyüme, yıkım ve yeniden inşa arasında sıkışmış bir kentte, ev kavramını maddi ve duygusal boyutlarıyla birlikte düşünmeyi önerir. Camlardan oluşan bu enstalasyon, güvenli bir barınak fikrini reddeder; yerine, içinde yaşadığımız kentsel gerçekliğin keskin, kırılgan ve tekinsiz doğasını olduğu gibi görünür kılar.
ESEN GOKCE


Saha deneyimlerinden topladığı izleri, malzeme araştırmaları üzerinden arşivsel bir dilde yeniden üretir.
Glass House
ATÖLYELER
Geri Dönüşüm Atölyeleri
Geri dönüşüm atölyeleri, yerel kadın gruplarıyla birlikte yürütülerek projenin katılımcı ve üretim temelli ayağını oluşturur. Bu atölyelerde, atık kot kumaşların yıkanması, biçilmesi ve yeniden dikilmesi gibi dönüşüm adımları uygulamalı olarak paylaşılır. Süreç, geri dönüşümü teknik bir işlemden ziyade kolektif üretim ve deneyim aktarımı olarak ele alır.
Atölyeler, farklı yaş grupları ve deneyim düzeylerine açık olacak şekilde planlanır. Katılımcılar malzeme ile doğrudan temas kurarak, birlikte düşünme, dokunma ve dönüştürme pratiği geliştirir. Üretim süreci, bireysel becerilerin ötesinde, dayanışma ve ortak öğrenme üzerinden ilerler.
Atölye sonunda ortaya çıkan ürünler (çanta, ev aksesuarları vb.) satışa sunulur. Elde edilen gelir, kadın gruplarının üretim altyapısını desteklemek ve yeni atölye süreçlerini finanse etmek amacıyla kullanılır. Bu model, ekonomik sürdürülebilirlik ile kolektif üretim arasında döngüsel bir ilişki kurmayı hedefler.
Atölyelerin Kavramsal Yaklaşımı
Atölye programları, CompostPod’un kavramsal çerçevesini bireysel üretim deneyimleri üzerinden genişletir. Katılımcılar; kil, toprak, yumurta kartonu, ağaç kabuğu, kenevir ipi gibi doğal ve organik atıklardan yüzey çalışmaları veya küçük ölçekli üç boyutlu formlar üretir. Geçici, çözünür ve dönüşebilir malzemelerle çalışmak, üretimi sonuç odaklı bir faaliyet olmaktan çıkararak sürece dayalı bir deneyime dönüştürür.
Bu kapsamda, evsel bitkisel atık yağların dönüştürülmesi gibi uygulamalar aracılığıyla, atığın zararsız ve işlevsel bir ürüne nasıl evrilebileceği deneyimlenir. Katılımcılar, doğal malzemelerle üretim yapmanın teknik ve düşünsel boyutlarını bir arada öğrenirken, sürdürülebilirliğin gündelik pratikler üzerinden nasıl kurulabileceğine dair somut bir farkındalık geliştirir.
KOLEKTİF ÜRETİM ATÖLYELERİ
malzeme, emek ve birlikte üretme pratikleri
Proje kapsamında, sürdürülebilir üretim pratiklerine odaklanan beş açık atölye serisi düzenlenir. Bu atölyeler, katılımcılara gündelik yaşamda uygulanabilir ekolojik üretim yöntemleri kazandırırken, CompostPod’un dönüşüm, süreç ve malzeme odaklı yaklaşımını deneyimsel olarak genişletir.
1. Balmumu Kumaş Atölyesi
İçerik: Pamuklu kumaşların doğal balmumu, reçine ve bitkisel yağlarla kaplanarak,tek kullanımlık plastik streç yerine kullanılabilen gıda sarma bezlerine dönüştürülmesi.
Kazandırdığı Beceriler: Tekrar kullanılabilir ürün üretimi, doğal kaplama teknikleri, gündelik yaşamda atık azaltma pratikleri.
2. Shibori Doğal Boyama Atölyesi
İçerik: Shibori katlama ve bağlama teknikleriyle, soğan kabuğu, ceviz kabuğu ve narkabuğu gibi bitkisel atıklardan elde edilen pigmentlerle kumaş boyama.
Kazandırdığı Beceriler: Kimyasal içermeyen boyama yöntemleri, bitkisel pigment kullanımı, yüzeyde doğal desen üretimi.
3. Atık Kâğıttan Kâğıt Yapımı Atölyesi
İçerik: Evsel atık kâğıtların hamura dönüştürülmesi, kalıp ve süzgeçlerle yeniden biçimlendirilmesi; tohumlu kâğıt üretimi.
Kazandırdığı Beceriler: El yapımı kâğıt üretimi, geri dönüşüm temelli yüzey tasarımı, malzemenin döngüsel kullanımı.
4. Japon Yama ve Onarım Atölyesi (Sashiko / Boro)
Bu atölye, yıpranmış ve hasar görmüş kumaşların sashiko dikiş teknikleriyleonarılmasına odaklanır. Görünür onarım pratiği, kusuru gizlemek yerine onu yüzeyin bir parçası hâline getirir. Sashiko ve boro teknikleri aracılığıyla, onarımestetik ve işlevsel bir eylem olarak yeniden düşünülür. Atölye, tekstil ürünlerinin kullanım ömrünü uzatmayı, onarım kültürünü gündelik üretim pratiklerinin bir parçası hâline getirmeyi amaçlar. Katılımcılar, bakım ve onarımın sürdürülebilirliğe katkısını hem teknik hem düşünsel düzeyde deneyimler.
5. Ekoprint Atölyesi
Ekoprint atölyesi, bitki yaprakları ve çiçekler kullanılarak kumaş veya kâğıt yüzeylere doğal pigment baskısı yapılmasına odaklanır. Doğrudan temas yoluyla gerçekleştirilen bu yöntem, doğanın yüzeyde bıraktığı izleri görünür kılar. Ortaya çıkan baskılar, hem görsel bir ifade alanı hem de doğayla kurulan fiziksel ilişkinin kaydı olarak değerlendirilir. Atölye, doğal süreçlerin estetik fiziksel ilişkinin kaydı olarak değerlendirilir. Atölye, doğal süreçlerin estetiküretimde nasıl aktif bir bileşene dönüşebileceğini deneyimlemeyi amaçlar.
Genel Bilgiler
Her atölye 2,5 saat sürer.
Gerekli tüm malzemeler proje kapsamında sağlanır.
Ön bilgi veya deneyim gerektirmez; herkese açıktır.
Atölyeler, izleyici odaklı değil; katılımcı ve kolektif üretim modeline dayanır.


PANELLER
Degrowth, Sanat, Üretim ve Dayanışma Üzerine Panel Dizisi
Yer: Sergi mekânı ile ilişkili olarak belirlenecektir.
Süre: Sergi süresince, her Cumartesi (toplam 5 oturum)
Yapı: 1 saat panel + 30 dakika açık forum / etkileşimli bölüm
Proje kapsamında, farklı disiplinlerden katılımcıların bir araya geldiği beş oturumluk bir panel ve forum programı düzenlenir. Program; ekolojik üretim, kadın emeği, alternatif barınma, kolektif yaşam pratikleri ve açık kaynak tasarım gibi başlıklar etrafında kurgulanır. Amaç, bilgi aktarımına dayalı tek yönlü bir yapı yerine, çok sesli ve katılımcı bir düşünme ortamı oluşturmaktır.
Panel dizisi, büyüme karşıtı (degrowth) yaklaşımı soyut bir teori olarak değil; üretim süreçlerine, gündelik yaşama ve kolektif pratiklere doğrudan temas eden bir düşünme zemini olarak ele alır. Sanat, mimarlık ve üretim ilişkileri, bu bağlamda bir temsil alanı değil, birlikte düşünme ve eyleme geçme alanı olarak tartışılır.
Oturumlara psikologlar, sosyologlar, şehir plancıları, mimarlar, sanatçılar, ekoloji alanında çalışan araştırmacılar, kooperatif temsilcileri ve akademisyenler davet edilir. Bu disiplinlerarası yapı, farklı bilgi biçimlerinin bir arada düşünülmesini ve yerel aktörler arasında diyalog kurulmasını hedefler.
Her oturum, panelin ardından izleyicinin aktif katılımına açık bir forumla devam eder. Bu bölüm, soru-cevap formatının ötesinde, ortak tartışma ve deneyim paylaşımına dayalı bir alan olarak kurgulanır. Program boyunca ortaya çıkan tartışmalar ve üretilen içerikler belgelenerek açık kaynak biçiminde kamuyla paylaşılır. Böylece proje, fiziksel üretimlerin yanı sıra, düşünsel çıktılarıyla da müşterek bir bilgi alanı oluşturmayı amaçlar.


PANEL PROGRAMI
1. Oturum – Büyümemek Mümkün mü?
Amaç: Büyüme ideolojisinin eleştirisi üzerinden, alternatif üretim ve düşünme biçimlerini tartışmak; yerel bilgi sistemleri, kent politikaları ve kalkınma karşıtı yaklaşımları bir arada ele almak.
2. Oturum – Sanatta Birlikte Düşünmek: Kompost, Yavaşlık ve Ekolojik
Amaç: Donna Haraway’in “compost-ist” yaklaşımı üzerinden, atık ve artıkla çalışan kolektif sanat pratiklerini, yavaşlık ve ekolojik estetik kavramları çerçevesinde tartışmak.
3. Oturum — Yapmak, Düşünmek, Dönüştürmek: Bir Üretim Modeli
Alt Başlık: Post-Kalkınma Estetiği Nasıl İnşa Edilir?
İçerik: Post-kalkınma düşüncesi ışığında sanat, mimarlık ve yerel üretim pratiklerinin nasıl ortak bir üretim düzleminde buluşabileceğini tartışmak.
4. Oturum – Kadın Emeği ve Yavaş Mimari
Amaç: Kadın emeğinin görünmezliğini sorgularken, yavaş üretim ve yerel bilgiyle inşa edilen mimariyi bir estetik ve etik öneri olarak ele almak.
5.Oturum – Malzemenin Hafızası / OnarımEkonomisi
Amaç: Malzemenin sadece fiziksel değil, duygusal ve tarihsel hafızasını da taşıdığı fikrinden yola çıkarak atıklarla nasıl yeni estetik formlar kurulabileceğini ve bu sürecin üretim ekonomileriyle ilişkisini tartışmak.
FİLM GÖSTERİMİ: EKOLOJİ VE TOPLULUK TEMELLİ HİKAYELER
Film Gösterim Programı
Film programı, ekolojik kriz, topluluk dayanışması ve dönüştürücü yaşam pratiklerine odaklanan kısa film ve belgesellerden oluşan bir seçkiden oluşur. Gösterimler; ekolojik yıkımın toplumsal etkilerinden yerel bilgi sistemlerine, kolektif yaşam deneyimlerinden iklim adaleti mücadelelerine uzanan çok katmanlı anlatıları bir araya getirir.
Program, sergi süresince 10 gün boyunca devam eder. Her gün için kurgulanan gösterim bloğu, tekrar döngüsüyle oynatılır. Bu yapı sayesinde izleyiciler, belirli bir saat zorunluluğu olmadan mekâna diledikleri anda girip gösterimleri izleyebilir.
Her gösterim bloğunun toplam süresi ortalama 30–45 dakika arasındadır. Film seçkisi, izleyiciyi pasif bir seyir konumunda bırakmak yerine, serginin kavramsal çerçevesiyle temas eden bir düşünme ve karşılaşma alanı sunmayı amaçlar. Gösterimler, sergi mekânındaki diğer üretimlerle birlikte okunabilecek şekilde kurgulanır.
Film seçkisi, serginin düşünsel çerçevesini genişleten bir izleme ve tartışma zemini olarak kurgulanmıştır.










SERGİ ALANI VE YERLEŞTİRME PLANI
Fiziksel Mekân
Proje, endüstriyel ve kamusal belleğe sahip sergi mekânlarında gerçekleştirilmek üzere kurgulanmıştır. Sergi alanı olarak, Müze Gazhane, Yapı Kredi Sergi Salonu ve Otağtepe Tema Vakfı, Tutun Deposu gibi, kamusal erişimi yüksek ve dönüşüm temasıyla ilişki kurabilen mekânlar değerlendirilmektedir. Nihai mekân seçimi, proje içeriği ve uygulama koşullarına göre belirlenecektir.
CompostPod’un Konumlandırılması
CompostPod, sergi alanının merkezine yerleştirilerek yapısal ve kavramsal bir odak noktası oluşturur. Kolektifin bireysel sanat üretimleri, süreç belgeleri (video, fotoğraf ve metin) ve atölye çıktıları bu merkezi yapının etrafında konumlanır.Bu yerleşim, sergiyi yalnızca izlemeye dayalı bir deneyim olmaktan çıkararak, araştırma, öğrenme ve üretim süreçlerinin bir arada düşünüldüğü açık bir alan hâline getirir.
Katılımcı Deneyim
Sergi alanı, izleyici odaklı bir düzenlemeden ziyade, etkileşim ve katılıma açık bir mekânsal deneyim olarak tasarlanır. Ziyaretçiler, kullanılan malzemelere temas edebilir, üretim ve dönüşüm süreçlerini gözlemleyebilir ve belirli alanlarda sürece doğrudan katılım gösterebilir.Bu yaklaşım, sanat ile üretim, izleyici ile katılımcı arasındaki sınırları geçirgenleştirerek, sergiyi kolektif bir öğrenme ve karşılaşma alanına dönüştürmeyi amaçlar.
İLETİŞİM VE YAYIN
Projenin iletişim stratejisi, açık kaynak üretim mantığıyla uyumlu biçimde; şeffaf, erişilebilir ve paylaşılabilir bir yapı üzerine kuruludur. Amaç, yalnızca nihai çıktıları değil, üretim süreçlerini, bilgiyi ve deneyimi de kamusal alana açarak kolektif bir öğrenme ekolojisi oluşturmaktır.
Proje İçeriğinin Dijital Paylaşımı
Proje kapsamında üretilen tüm içerikler — tasarım çizimleri, üretim süreçleri, malzeme tarifleri ve araştırma belgeleri — dijital ortamda açık erişimle paylaşılır. İçerikler, proje için oluşturulacak web sitesi üzerinden ve Creative Commons lisanslarıyla yayımlanır.
Atölyeler, panel programları ve üretim süreçleri video olarak belgelenir ve kamuya açık platformlar üzerinden paylaşılır. Kullanıcılar bu içeriklere ücretsiz erişebilir, kendi ihtiyaçlarına göre uyarlayabilir ve yeniden kullanabilir. Bu yaklaşım, yerel üretimi destekleyen ve bilgi paylaşımını teşvik eden açık bir ağ oluşturmayı hedefler.
Açık Kaynak Mimari Kiti
CompostPod’un üretim sürecine ilişkin teknik çizimler, malzeme tarifleri ve kurulum adımları, “Açık Kaynak Mimari Kiti” başlığı altında bir araya getirilir. Bu kit, öğrenme ve uygulama amaçlı kullanılabilecek şekilde yapılandırılır.
Açık kaynak mimari ilkeleri doğrultusunda hazırlanan bu içerikler, farklı toplulukların kendi bağlamlarına ve ihtiyaçlarına göre yapıyı üretmelerine ve uyarlamalarına olanak tanır. Tüm materyaller, paylaşımı ve yeniden üretimi teşvik eden müşterekler (commons) yaklaşımıyla yayımlanır.
Belgeleme (Fotoğraf / Video / Metin)
Projenin tasarım, üretim, montaj, sergi ve atölye süreçleri; fotoğraf, video ve metin aracılığıyla sistematik biçimde belgelenir. Belgeleme, yalnızca sonuçları değil, üretim sürecini ve karar alma aşamalarını da kapsayacak şekilde kurgulanır.Atölyeler ve panel programları dâhil olmak üzere tüm süreçler video olarak kayıt altına alınır ve kamuya açık biçimde paylaşılır. Oluşturulan bu arşiv, projenin şeffaflığını görünür kılarken, benzer üretim ve araştırma süreçleri için açık bir referans alanı oluşturmayı amaçlar.
Dijital Arayüz ve Yayın Haritası
Proje, açık kaynak paylaşım mantığı doğrultusunda dijital ortamda çok katmanlı bir erişim ağı olarak tasarlanır. Teknik çizimler, üretim belgeleri, video kayıtları ve metin arşivleri Creative Commons lisanslarıyla çevrim içi olarak yayımlanır.
Bu dijital yapı, yalnızca izlemeye açık bir arşiv değil; katılımcıların kendi üretimlerini ekleyebileceği, mevcut içerikleri uyarlayabileceği ve yeni versiyonlar geliştirebileceği müşterek bir bilgi alanı olarak kurgulanır. Proje sürecinin tamamlanmasının ardından, oluşan arşiv kalıcı açık erişim platformları üzerinden kamuya açık hâle getirilir.
BÜTÇE VE KAYNAK PLANLAMASI
Bu kalem, CompostPod yapısının inşası için gerekli tüm malzeme, işçilik ve teknik üretim giderlerini kapsar. Bütçe planlaması, yerel üretim, geri dönüşüm ve kolektif emek ilkeleri doğrultusunda oluşturulmuştur. Tedarik süreçlerinde, mümkün olan her aşamada yerel kaynaklar ve geri kazanılmış malzemeler tercih edilir.
Bütçe; CompostPod’un hem fiziksel üretimini hem de kamusal ve düşünsel sürdürülebilirliğini destekleyen üç dairesel katman üzerinden yapılandırılmıştır. Bu yapı, üretim–lojistik–kamusal programlar arasındaki dengeyi görünür kılmayı amaçlar.
Üretim Bütçesi (%50)
Bütçenin en büyük payı, CompostPod’un fiziksel üretim sürecine ayrılmıştır. Bu kalem; bitkisel bazlı biyomalzeme üretimi (keten, kenevir ve nişasta bazlı bağlayıcılar), geri kazanılmış alüminyum profil sistemleri, bağlantı elemanları, presleme ve montaj ekipmanlarını kapsar.
Ayrıca, kadın kooperatifleriyle yürütülecek bio malzeme işlemleri de bu bütçe başlığı altında değerlendirilir. Bu aşama, projenin ekolojik sürdürülebilirliğini ve yerel üretim zinciriyle kurduğu ilişkiyi belirleyen çekirdek üretim alanıdır.
Lojistik ve Montaj Bütçesi (%30)
İkinci bütçe dilimi, yapının taşınabilirliği ve farklı mekânlarda yeniden kurulabilmesi için ayrılmıştır. Nakliye, sahada kurulum, teknik altyapı ve güvenlik giderleri bu kapsamda yer alır.
CompostPod’un geçici, modüler ve yeniden kullanılabilir ve moduler olarak degistirilebilir bir yapı olarak tasarlanmış olması, bu bütçeyi uzun vadeli bir yatırım hâline getirir. Yapı, sergi sonrası farklı topluluklara devredilebilecek veya yeniden kurulabilecek şekilde planlandığından, montaj ve lojistik bütçesi süreklilik ve çoğaltılabilirlik hedeflerini destekler.
Program ve Yayın Bütçesi (%20)
Bütçenin son katmanı, projenin kamusal ve düşünsel üretim alanını kapsar. Bu bölüm; atölye programları, panel ve forumlar, belgeleme süreçleri, dijital yayın ve açık kaynak içerik üretimini içerir. Bu bütçe kalemi, CompostPod’un yalnızca fiziksel bir yapı olarak değil, bilgi, deneyim ve üretim süreçlerini paylaşan müşterek bir platform olarak işlemesini destekler.
DESTEKÇİLER / ORTAKLAR
CompostPod, kolektif üretim, kadın emeği ve yerel iş birlikleri üzerinden gelişen çok katmanlı bir ortaklık yapısına dayanır. Proje, farklı aktörlerin malzeme, bilgi, mekân ve lojistik katkılarıyla birlikte üretilir. Bu iş birlikleri, projenin hem üretim sürecini hem de kamusal erişimini güçlendiren temel bileşenlerdir.
Kadın Kooperatifleri
Kadın kooperatifleri, CompostPod’un üretim ve malzeme dönüşüm süreçlerinde temel ortaklar olarak yer alır. Atık kot ve tekstil malzemelerinin geri dönüşümü, dikiş ve yüzey işlemleri bu iş birlikleri aracılığıyla yürütülür. Bu süreç, yerel üretim bilgisi ile çağdaş malzeme pratiklerini bir araya getirirken, kolektif öğrenmeye dayalı bir üretim modeli sunar. Tüm aşamalar belgelendirilerek açık erişimli olarak paylaşılır.
Belediyeler ve Yerel Girişimler
Belediyeler ve yerel girişimler, proje kapsamında altyapı, mekân tahsisi ve lojistik destek sağlar. Belediyelerin geri dönüşüm birimleri, atık malzeme temini ve saha koordinasyonu süreçlerinde rol alırken; yerel üretim ağları ve sivil girişimler, malzeme geliştirme ve üretim aşamalarına katkıda bulunur. Bu iş birlikleri, projenin kamusal alanda uygulanabilirliğini destekler.
Fon Sağlayıcılar
Proje, kültür-sanat kurumları ve ekolojik odaklı fon sağlayıcılar aracılığıyla desteklenir. Bu destekler; üretim, belgeleme, dijital paylaşım ve kamusal programların gerçekleştirilmesine yöneliktir. Tüm fon kaynakları ve destek kalemleri, şeffaflık ilkesi doğrultusunda belgelenir ve kamuya açık olarak paylaşılır.
SONUÇ VE ETKİ
Bu proje, ekolojik dönüşümü yalnızca temsili bir mesele olarak değil, malzeme, üretim ve sergileme süreçleri üzerinden doğrudan deneyimlenebilir bir alan olarak ele alır. İzleyici, çevresel farkındalığı soyut bir söylem yerine, temas, katılım ve üretim yoluyla deneyimler.
Yerel kadın kooperatiflerinin üretim sürecine aktif katılımı, kadın emeğinin hem ekonomik hem de kültürel düzeyde görünürlük kazanmasını sağlar. Bu iş birliği, emeği yalnızca bir destek unsuru olarak değil, üretimin kurucu bileşeni olarak konumlandırır.
Proje, sanat, mimarlık ve zanaat alanları arasında yatay ve paylaşımcı bir üretim modeli önerir. Kolektif üretim pratiği, rekabetçi ve kapalı üretim biçimlerine alternatif olarak, birlikte öğrenmeye ve ortaklaşmaya dayalı bir kültürün yaygınlaşmasına katkı sunar.
Açık kaynak mimari yaklaşımıyla geliştirilen CompostPod, barınma krizine yönelik yaratıcı, çoğaltılabilir ve farklı bağlamlara uyarlanabilir bir yapısal prototip ortaya koyar. Bu model, erişilebilirliği ve yeniden üretilebilirliği merkeze alarak, geçici ve yerel çözümlerin olanaklarını tartışmaya açar.
Geleneksel zanaat ve üretim yöntemleri, çağdaş tekniklerle birlikte ele alınarak kültürel sürekliliğin güncel üretim pratikleri içinde yeniden düşünülmesini sağlar. Böylece yerel bilgi, nostaljik bir referans olarak değil, yaşayan ve dönüşen bir üretim alanı olarak ele alınır.
Paylaşım, müşterek üretim ve açık bilgi ilkelerine dayanan bu yapı, dayanışma ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunur. Proje, ekonomik değeri yalnızca sonuç ürünlerde değil, süreçte üretilen bilgi, ilişki ve deneyimde tanımlar.
Sonuç olarak CompostPod, sanatsal üretim ile toplumsal ve ekolojik meseleler arasında somut bir ilişki kurar. Sanat, bu projede bir temsil alanı olmanın ötesine geçerek; katılımı, dönüşümü ve ortak faydayı mümkün kılan bir araç olarak konumlanır.


İletişim
Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
E-posta
Telefon
© 2025. All rights reserved.
